Tahran'da Ramazan

Tahran'da Ramazan

Tahran'da Ramazan: Şehrin değişen yüzü

Cihan Aktaş

Ramazan ayı,  gündelik hayatlarının düzenini baştan aşağıya çalkalayarak yeni bir hayat temposuna alıştırıyor oruçlu kişiyi. Müminlerin bünyelerinde gerçekleşen  düzen değişimi, şehirlere de yansıyor. Zamanın akışı sarsılıyor, günlük programlar yenileniyor, ölçüler ve tatlar değişirken.  Randevular erteleniyor, programlar iptal ediliyor, çalışmalar yavaşlatılıyor. Buna karşılık duaya ve ibadete, cemaat ilişkilerine ayrılan zaman çoğalıyor. En azından bir haftayı buluyor, şehrin yeni bir yüz kazanması. Aş evlerinden yükselen kokuların saati ve niceliği de değişiyor.

Sabah saatlerine özgü uyku hali, öğleye doğru ufak devinimlere bırakıyor yerini ve iftar saatine doğru canlanıyor caddeler.

Nerede tutarsanız tutun orucu, bir ruh iklimini oraya taşıyorsunuz. Sabah çalışmaya başlamak üzere sizi hazırlayan bir bardak çay eksiliyor masanızdan. Sigara tiryakisi olmamanız büyük bir imtiyaz olmalı; bu imtiyazın ne anlama geldiğini tahmin etmenize oruç yardımcı olabilir. Mahrumiyet değil söz konusu olan, göksel, ruhani bir teslimiyetle kendinizi nimetlerden uzağa çekiyorsunuz. Güne başlamanıza yardımcı olan bir bardak çayın yerini, komşu evde sürdürülen mukabele toplantısı alabilir. İranlı kadınlar da Türkiyeli hemcinsleri gibi sabah saatlerini belirlenen evlerde Kur'an okumaya ayırıyorlar. Bir ay süren mukabeleyle, Kur'an hatmedilmiş oluyor. Bu kadınların bir kısmı mahalle mescidinde hazırlanan iftar hazırlıklarına gönüllü olarak katılıyor olabilir. Muharrem ayı dışında yılın diğer aylarında namaz saatleri ve yas törenleri dışında sessiz sedasız oldukları söylenilebilecek mahalle mescitleri, iftar programlarıyla canlanıyor. Mescid yetmiyor bazen bu programlar için, sokakta kurulan çadırlara taşınıyor etkinlikler.  Teravi namazı geleneği Türkiye'de olduğu gibi yaşanmasa da, akşam ve yatsı ezanlarından sonra kılınan müstehap namazlarla toplam rekat sayısı teravi namazının rekat sayısına ulaşıyor.

Din dersi öğretmeni arkadaşım Hatice Hanım'ın anlattığına göre, Şii bir müslüman Ramazan ayı boyunca 1000 rekat müstehap namaz kılmış oluyor. Bu namazlar camide olduğu gibi evde de kılınabiliyor. Kadir gecesi ise müminler 100 rekat namaz kılmaya çalışıyorlar.

Ramazan boyunca sahurdan sonra okunan "Seher Duası"nın ardından haftanın farklı günlerine özgü dualar okunuyor camilerde; Pazartesi Günü Duası, Salı Günü Duası şeklinde...  Perşembe geceleri, Hazreti Ali'nin arkadaşı Kumeyl'e öğrettiği Kumeyl Duası gibi uzun dualar için müminler camilere toplanırlar. Kumeyl Duası'nın özünün, müminin Allah'a, O'nun ululuğuna ve bağışlayıcılığına iman ettiğini vurguladıktan sonra, kendisine  rızasına uygun hareket eden bir kul olabilmesi yönünde bir istikamet kazandırması, nihai olarak da seçkin kulları arasına katması yönündeki dileğini farklı cümlelerle tekrar tekrar ifade etmesi olduğu söylenilebilir. Kul bu duayla Allah'a, cehennem azabına bile katlanabileceğini, fakat O'nun uzağında tuttuğu, yüz çevirdiği bir kul olmaya katlanamayacağını iletmektedir.

İranlılar Ramazan'da bir süreyi Meşhed, Kerbela gibi şehirlerde ve umrede geçirmeyi önemsiyorlar. Seferi sayılmamak için bu yolculuklar on günden daha kısa tutulmamalı. 

Herhangi bir Şii müslüman Ramazan gecelerinde Kur'an dışında mesela Abbasi Gumi'nin ünlü eseri, dua kitabı Mefatih'ül Cenan'ı okumaya önem veriyor. Neredeyse Şia geleneğinde mevcut bütün duaları kapsayan bu kitaba 80'li yıllarda Türkiye medyasında "Cennetin Anahtarları" ismiyle değinildi ve kitabın isminden yapılan bir çıkarımla, yüzlerce yıl önce yazılmış bu kitapta, İranlı küçük çocuklara Irak'a karşı savaşa katıldıkları takdirde cennetin anahtarlarını kazanacaklarına dair telkinlerde bulunulduğu savunuldu.

Camiler ve bitişiklerinde bulunan hayır işlemeye dönük dini etkinliklerin gerçekleştiği hüseyniyelerde Ramazan'la birlikte farklı bir canlılık göze çarpıyor. Yılın diğer günlerinde hüseyniyelerde yoksullara verilen hayır yemekleri, Ramazan iftarlarıyla hareketleniyor, çeşitleniyor. 
Tahran'da camiler ne İsfahan'da olduğu şekilde görkemli büyüklükte, ne de şehre hakim olabilecek konumlarda yapılmış.  Düz ve dairevi bir şekilde gelişmiş bir şehir olan Tahran'da bir caminin şehre hakim olması zaten çok zor, fakat en azından büyük meydanların, bunu sağlayacak şekilde tasarlanması mümkün olabilirdi.

Kaçar Hanedanı'ndan Ağa Muhammed Han'ın 1788'de başkent olarak ilan etmesinden bu yana Tahran, ucuna eklendiği Rey Şehri'ni giderek kıyılarında bırakarak genişlemesini sürdürmüş. Bu nedenle mesela İsfahan ve Tebriz'dekilere benzeyen eski ve görkemli camilerden yoksun olan şehir, ara sokaklara yerleşen irili ufaklı mescitlerle cemaati namaza çağırmaya devam ediyor. Devrimden sonra Vel-i Asr Meydanı'nı yakınlarındaki Fatımi Meydanı'na yapılan Nur Mescidi, halihazırda şehrin en büyük camilerinden biri durumunda. Baharistan Meydanı'nda, meclis binasına yakın bir yerde bulunan Erg camii, külliyesiyle, nispeten daha eski yapısıyla, çevreyle bütünlük içinde. Şeriati Caddesi üzerindeki, 60'lı yılların sonlarında esnaf tarafından desteklenen dindar aydınların Ayetullah Mutahhari öncülüğünde inşa ettikleri ve sonraki yıllarda ismi Ali Şeriati'nin konferanslarıyla bütünleşen Hüseyniye İrşad, tarihi bir İsfahan camii kadar görkemli ve çevresine hakim.